Hamilelik boyunca gebelerin %70’e yakını depresif semptom bildirmekte, yaklaşık %10-16’sı majör depresif bozukluk tanısı almaktadır. Doğum sonrası bu oran %12-16 olmakta ve evli olmayan kadınlarda %26‘lara çıkmaktadır.
2011 yılında 1000’den fazla gebe ile yapılan bir çalışma, gebelerin %7,3’ünün hayatlarındaki ilk depresif nöbetini hamilelik ve doğum sonrası dönemde yaşadıklarını göstermektedir.
Annelik hüznü, kadınların %80’ine yakınında görülebilen; sinirlilik, ağlamaklı olma, duygulanımda oynaklık, uyku bozuklukları ve anksiyete gibi durumları içeren duygusal dengesizliklerin olduğu, doğumu takiben birkaç günde başlayıp genellikle 10 gün içinde sonlanan kısa bir dönemi kapsar.
Doğum sonrası depresyonu ise kadınların diğer dönemlerde yaşadığı depresyon kliniğine benzese de, doğum sonrası dönemdeki kadınlarda sıkça karşılaşılan iştah, enerji ve uyku değişiklikleri normal olarak karşılanmaktadır. Bu bulgular dışında üzüntü, kendini boşlukta hissetme, umutsuzluk, zevk alamama, isteksizlik, değersizlik, suçluluk yetersizlik düşünceleri, düşünmekte ya da odaklanmakta güçlük çekme, kararsızlık yaşama, ölüm düşünceleri gibi depresyonun diğer bulguları bulunabilmektedir.
Bu durum annenin sağlığını etkilemekle birlikte anne bebek etkileşimini ve bebek sağlığını da olumsuz olarak etkilemektedir. Doğum sonrası depresif belirtiler bozulmuş anne-bebek bağlanması ile ilişkilendirilmiştir. Depresif anneler çocuklarıyla oyun oynama, onlarla konuşma ve hayatlarında rutinler oluşturma gibi çocuk gelişimi üzerinde etkisi olduğu gösterilen durumlarla daha az meşgul olur görünmektedir. Ayrıca annenin depresyonu kısa emzirme süresi ile ilişkili bulunmuştur.
Doğum sonrası depresyonun çocuğun sosyal, duygusal, bilişsel ve fiziksel gelişimine uzun dönem etkileri bildirilmiştir. Sosyal katılım ve duygusal düzenleme üzerinde negatif etkiler, gecikmiş psikomotor gelişim gözlemlenmiştir. Özellikle erkek çocuklarında bilişsel bozukluk risk artışı, tüm çocuklarda yıkıcı davranışsal bozukluklar ve kaygı bozukluklarında artış saptanmıştır.
Tüm bunları göz önünde bulundurulduğunda, doğum sonrası depresif belirtilere sahip tüm annelerin bu konuda destek almaları, gerekli noktalarda tedavi olmaları oldukça önemlidir.
EMZİRMENİN FAYDALARI
Emzirmek meme kanseri, yumurtalık kanseri, kardiyovasküler hastalık, osteoporoz, düşük kan basıncı, doğum sonrası depresif semptom riskini azaltır. Stres tepkisini azaltır ve sakinleştirir. Toplam uyku süresinde uzatır, uykuya dalma süresini kısaltır, gün içi yorgunluk ve fiziksel rahatsızlık hissini azaltır. Emzirilen bebeklerin ebeveynlerinin 40-45 dakika fazla uyudukları ve daha az uyku bozukluğu rapor ettikleri bildirilmiş.
Doğumdan sonraki birkaç gün içerisinde kadınların kişilik özelliklerinde ve davranışlarında değişiklik olmaya başlar. Emziren kadın daha sosyal, daha sakin ve monotonluğa karşı daha toleranslıdır. Emzirmek anneye duygusal motivasyon ve tatmin sağlar. Emziren anne, bebeğinin kendi sütüyle beslendiğini gördükçe annelik konusunda kendine duyduğu güven artar.
Emzirilen bebeklerde enfeksiyon, obezite, düşük kan basıncı ve genel ölüm riski azalmaktadır. Daha uzun emzirmenin bebekte her alanda daha sağlıklı ruhsal durum ile sonuçlandığını bildirmektedir. Psikomotor gelişimde etkilidir, el-göz koordinasyonunun oluşumuna yardımcı olur.
Emzirme ile anne ve bebek arasında bir etkileşim başlar ve yakın bir ilişki kurulur. Emzirme boyunca anne bebeğine sadece süt vermekle kalmaz ten teması ve sıcaklık geçişi ile bakım ve koruma da sağlar. Bu süreçte anne sadece verici değil aynı zamanda alıcıdır. Bebeğin teması, kokusu ve sıcaklığı annede gevşeme ve anti-stres etkisi oluşturur.
EMZİRME VE DEPRESYON İLİŞKİSİ
Emzirme ve depresyon ilişkisi tek yönlü olduğu ve depresyonun daha az emzirmeye başlama ve emzirmeyi erken kesme ile sonuçlandığı düşünülse de; son yayınlar bu ilişkinin iki yönlü olabileceğini, emzirmemenin de doğum sonrası depresyon riskini arttırabileceğini göstermektedir. Bazı kanıtlar emzirmenin depresyona karşı koruyucu olduğu ve semptomların daha hızlı iyileşmesine yardım ettiği yönündedir.
Emzirme, özellikle kortizol seviyelerini düşürerek ve uykuyu iyileştirerek vücudun stres cevabını azaltmaktadır. Emzirmekle birlikte artan oksitosin ve prolaktin hormonlarının duygudurum iyileştirici etkisinden söz edilmektedir.
TEDAVİ
Doğum sonrası depresyon tedavisinde bireysel bir değerlendirme yapmak, psikoterapi müdahaleleri ve sosyal destek sağlamak, antidepresan kullanırken emzirmenin kar/zarar oranını dikkatli değerlendirmek, tedavi edilmemiş depresyonun anne ve bebekteki etkileri ile bebeğin ilaca maruziyeti arasındaki dengeyi kurmak, annenin de tercihini dikkate alarak karar vermek önemlidir.